İsrail’in Türkiye Okuması: Eski Terörle Mücadele Şefinden Kritik Analiz!

İsrail'in önde gelen dış politika enstitülerinden JCFA'da, Mossad'ın eski üst düzey yöneticilerinden Oded Ailam imzasıyla yayınlanan bir analizde. Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki stratejik yönelimleri, İsrail'in bölgesel çıkarları açısından ele alındı.

Türkiye’deki iç siyasi gelişmeler ve Ankara’nın bölgesel güvenlik stratejisi, İsrail’de dikkatle izleniyor. Kudüs merkezli düşünce kuruluşu Güvenlik ve Dış İlişkiler Merkezi (JCFA), Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki stratejik yönelimlerine dair kapsamlı bir analiz yayımladı. Analiz, İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın Terörle Mücadele Bölümü eski başkanı Oded Ailam imzasını taşıyor.

Ailam, analizinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, iç politikadaki gergin atmosferi dış politikada agresif hamlelerle dengelemeye çalıştığını savunuyor. Türkiye’nin deniz kuvvetlerine yaptığı yatırımları ve Suriye’deki askeri varlığını “bölgesel üstünlük hedefinin bir parçası” olarak nitelendiren Ailam, Ankara’nın hem Doğu Akdeniz’de hem de Suriye’de nüfuz alanını genişletme stratejisi izlediğini belirtiyor. Bu kapsamda Türk donanmasının güçlendirilmesi ve Mısır’la ilişkilerde yumuşama sinyalleri verilmesi, İsrail açısından dikkatle izlenmesi gereken gelişmeler arasında sıralanıyor.

Oded Ailam’a göre, Türkiye’nin 2027’ye kadar tam faaliyete geçmesi beklenen denizaltı filosu ve yerli uçak gemisi projesi, savunma odaklı bir kapasiteden ziyade, “güç projeksiyonu ve caydırıcılık” amacı taşıyor. İsrail’in enerji güvenliği, deniz ticaret yolları ve denizaltı altyapısı açısından tehdit altında olabileceğini savunan Ailam, Tel Aviv’in bu yeni güvenlik denklemine karşı çok boyutlu bir strateji geliştirmesi gerektiğini vurguluyor.

İşte, o makaleden öne çıkan yorumlar:

“AB’NİN TÜRKİYE’YE KARŞI TUTUM ALMASI BEKLENEMEZ”

Erdoğan’ın otoriterleşme süreci iyi belgelenmiş olsa da, Batı’nın tepkisi dikkat çekici ölçüde zayıf kaldı. ABD, doğrudan çatışmadan kaçındı. Washington, Ankara’nın Çin-Rusya eksenine kaymasından endişeli ve Türkiye’yi NATO çerçevesine bağlı tutma niyetinde.

Avrupa ise çok daha kısıtlı hareket ediyor. Türkiye, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan gelen milyonlarca göçmenin Avrupa’ya ulaşmasını engelleyen bir tampon görevi görüyor. Almanya ve Fransa gibi ülkeler, Türkiye’deki büyük göçmen diasporaları ve ekonomik bağlar nedeniyle Ankara’ya karşı temkinli davranıyor. 

Bu bağlamda İsrail, Avrupa’nın Türkiye’ye karşı birleşik bir tutum almasını bekleyemez. AB’nin Türkiye’ye yaptığı enerji, emek gücü ve göçmen yönetimi yatırımları, ortak bir cepheyi neredeyse imkânsız kılıyor.

“HEDEF, İSRAİL SINIRLARINA ULAŞAN BİR KORİDOR KURMAK”

Türkiye’nin dışa dönük yönelimi, iki ana cephede hâkimiyet kurma stratejisine dayanıyor: Suriye ve Doğu Akdeniz.

Türkiye, Suriye’deki Tiyas (T-4) ve Menagh gibi üsleri kullanarak askeri varlığını sağlamlaştırıyor. Hedef sadece Kürtleri çevrelemek ya da sınır güvenliği sağlamak değil; İsrail sınırına kadar uzanan bir etki alanı oluşturarak Sünni bir ‘neo-Osmanlı’ koridoru kurmak. Erdoğan bu hamlede, Türkiye’nin bölgesel liderlik iddiasını pekiştirme fırsatı görüyor.

ANKARA İLE KAHİRE ARASINDA YUMUŞAYAN İLİŞKİLER

İlginç bir gelişme de, Ankara ile Kahire arasındaki ilişkilerin yumuşaması. 

Müslüman Kardeşler yönetiminin 2013’te devrilmesinden bu yana süren gerilimlere rağmen, diplomatik normalleşme sinyalleri geliyor. Ancak Mısır’ın Türkiye ile resmi bir ittifaka girmesi beklenmiyor. Bunun yerine, enerji ve deniz güvenliği gibi ortak çıkar alanlarında adım adım işbirliği öngörülüyor. Bu süreç, bölgesel dengeleri beklenmedik şekillerde değiştirebilir.

“İSRAİL AÇISINDAN CİDDİ SONUÇLAR DOĞURABİLİR”

Türkiye’nin denizlerdeki yayılımı artık savunma değil, güç gösterisi, prestij ve caydırıcılığı hedefliyor. Türk Donanması hızlı bir dönüşüm içinde:

  • Almanya ile ortak üretilen 6 adet AIP özellikli Tip-214 denizaltı, 2027’ye kadar tamamen faal olacak.
  • Yerli yapım hafif uçak gemisi TCG Anadolu, tamamlanmak üzere. Bayraktar TB3 gibi İHA’ların konuşlanması planlanıyor.
  • Elektronik harp, gemisavar füzeler ve uzun menzilli deniz unsurları gibi kabiliyetler geliştiriliyor.

Bu ilerlemeler, İsrail açısından ciddi sonuçlar doğurabilir.

Denizaltılar, İsrail’in açık deniz gaz platformları veya iletişim kabloları civarında fark edilmeden konuşlanabilir. Yüzey gemileri ise enerji araştırmalarını engelleyebilir, deniz altyapısını tehdit edebilir veya ticaret yollarını bozabilir.

“BÖLGESEL NÜFUZ İÇİN İDDİALI BİR PLAN”

Bu senaryolar varsayımsal değil. 2019’da Türkiye, savaş gemileriyle sondaj gemilerini [Güney] Kıbrıs’ın MEB’ine (Münhasır Ekonomik Bölge) sokarak AB ve Yunanistan ile diplomatik krize neden oldu. 

2021’deki “Mavi Vatan” tatbikatı, özellikle İsrail ve Yunanistan‘ın enerji varlıklarına yakın bölgelerde deniz ablukası ve saldırı senaryolarını içeriyordu.

Bu tür operasyonlar, Türk Donanması’nın baskıcı diplomasi aracı olarak stratejik rolünü gözler önüne seriyor.

Bu bir savunma doktrini değil; bölgesel nüfuz için iddialı bir plan.

“DOĞU AKDENİZ ARTIK GÜVENLİ BİR ARKA BAHÇE DEĞİL”

Türkiye’nin denizlerdeki agresif duruşu, İsrail açısından yeni bir cephe açıyor. Doğu Akdeniz artık güvenli bir arka bahçe değil. Türkiye, sınırları hem fiziki hem diplomatik olarak zorladıkça, İsrail’in enerji güvenliği, ticaret akışları ve deniz egemenliği daha büyük tehdit altına giriyor.

Ankara ile Kahire arasında sınırlı da olsa gelişen ilişkiler, İsrail’in diplomatik ve operasyonel hareket alanını daraltabilir. Mısır’ın daha tarafsız ya da öngörülemez bir aktöre dönüşmesi ihtimali göz ardı edilmemeli.

İSRAİL’E STRATEJİK ÖNERİLER

İsrail, bu değişen gerçeklik karşısında aşırı tepki vermekten kaçınmalı; ancak aynı zamanda rehavete de kapılmamalı. Bu çerçevede, çok yönlü bir stratejiye ihtiyaç var:

– İsrail donanma kapasitesi, denizaltı karşı tedbirler, deniz siber güvenliği ve denizaltı altyapı koruması odaklı güçlendirilmeli.

Yunanistan ve [Güney] Kıbrıs’la üçlü işbirliği artırılmalı, hatta ortak bir deniz görev gücü oluşturularak Türk ihlallerine karşı caydırıcılık sağlanmalı.

– NATO müttefikleriyle (özellikle ABD, Fransa ve İtalya) gerçek zamanlı istihbarat paylaşımı geliştirilmeli.

ABD Kongresi ve Pentagon nezdinde baskı kurularak, Türkiye ile savunma ilişkilerinde hesap verebilirlik teşvik edilmeli.

Yanlış hesaplamaların önüne geçmek ve krizleri kontrol altında tutmak için Ankara ile gizli diplomatik kanallar korunmalı.

– Bölgesel ekonomik diplomasiye yatırım yapılmalı; İsrail’in enerji ve ticaret projeleri çok taraflı çerçevelerle ortak çıkarlara ve karşılıklı caydırıcılığa bağlanmalı.

Türkiye’nin deniz stratejisi bir gösteriş değil; Gazze açıklarında Türk denizaltılarını ve İsrail’in kapısında Türk nüfuzunu öngören uzun vadeli bir vizyonun parçası.

Bu Haberi Paylaş